Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DUYGU SELİ-1-KORKU

Merhaba arkadaşlar.  Hep geç kalıyorum.  Çünkü bi düzenim yok. İki yayınım arasında bazen bir kaç gün bazen aylar oynayabiliyor ama bu son zaman aralığında düşünmeye fırsat buldum ve bunun neden böyle olduğunu düşündüm. Böyle olmasının sebebi kendimi biraz rahat hissetmem. İki yayın paylaştıktan sonra bloğuma(eskiye göre) yorum ve ziyaretçi akını olması beni amaçlarıma doğru taşıyan bir yada iki küçük adımı temsil ediyor. Bundan dolayı haliyle bende bir rahatlama oluyor ama zannedilmesin ki yorumlardan ve ziyaretçilerden rahatsız değilim keza çok memnunum. Ama arka arkaya yayın yazmama rağmen ziyaretçi ve yorum sayısı beklentilerimin altında kalırsa bu beni yeni bir yayın yazma konusunda tetikliyor. Biliyorum mantıksal olarak doğru ama ters işleyen bir sistem :) Bunu değiştirip tam tersine; ziyaretçi, beğeni, takipçi.... gibi olumlu koşullarla paralellik gösteren bir düzen ve disiplin sizleri bekliyor bloğumda. Bu süre zarfında düşündüğüm ikinci bir şey ise bir seri başlatmak....

23 Nisan Ve Regaib Kandili

Merhaba arkadaşlar. Aslında bu yazımı 23 Nisan günü yazacaktım ama dedim ki ilk önce 23 nisan  da neler oluyor ( küçüklüğümden beri 23 Nisan gününe dikkat etmezdim ) bi bakayım dedim. Ondan sonra ne var   ne yok yazarım dedim. iyi ki öyle yapmışım. 23 Nisan'ın iki büyük anlamı vardı birincisi Ulusal egemenlik ve çocuk bayramı ikincisi ise Regaib kandili olmasıydı. ilk önce 23 Nisan'dan bahsedelim kandile geri dönüş yaparız. Ben küçükken annem babam her ne kadar istemeselerde mutlaka ama mutlaka 23 Nisan'da görev alır onları iş hayatının ortasına konmuş 1 dakikalık mola gibi gelen resmi tatil gününde erkenden ayağa diker hep beraber bayrama giderdik ardından daha tören adam akıllı başlamadan yağmur yağardı ve geri dönerdik. Bunun aksinin yaşandığı bi 23 Nisan hatırlamıyorum :) Ama nedendir bilinmez o gün bana diğer günlerden daha uzun gelirdi bi türlü bitmezdi bende doyunca gezer , dolaşır , oyun oynardım. Çocukluk işte yavaş yavaş lise sınavına yaklaşırken benim için 23 Nis...

Günümden küçük bir kesit...

Merhaba arkadaşlar. Yine beraberiz 12 ağustostan beri imkanlarım çok kısıtlı olduğundan bir türlü yazamadım. Sadece imkanlar değil ne kafa kaldı ne de yazacak gücüm kaldı. Yarım saat sayfanın açılmasını beklediğim bi bilgisayarım vardı ama artık o da yok , telefonum desen külüstürün teki yayın paylaşabiliyorsun ama yayın üzerinde hiçbir ayar yapamıyorsun ayarsız da olmuyo haliyle. Yani demem o ki sizlere ulaşmak için yolumda çok fazla engel var ama bu sizden vazgeçeceğim anlamına gelmez değil mi ? Bu engeller iyi kötü eylül gibi aradan kalkacak o zamana kadar biraz dişimizi sıkacağız. Neyse biraz sohbet edelim istedim sizinle. İnternnette bi birey olarak var olduğum andan beri içimde hep bi üretme güdüsü var. Şu an bu blogun olmasını ,bu satırların hepsini bu satırlara borçluyuz. Son günlerde acayip bir şekilde YOUTUBERlık ateşi sardı.Orada da bi içrik oluşturmak için ölüyorum ama youtube da blog daki kadar kendimi serbest bırakmıyorum. Blogu açma isteği uyanınca içimde direk açtım ama...

Biri Yalnızlık Mı Dedi?

Merhaba arkadaşlar biliyorum yine geç kaldım belki bu çoğunuzun umurunda değil ama ben yine de özrümü diliyorum kusura bakmayın.Geç yazmamın sebebi aman aman oturup da konu bulamamak değil  tabi ki her zaman ki gibi yayınıma başlarken hazırlıksızım.Kulağımda müziğim kucağımda bilgisayarla sizlere ulaşmam için gerekli olan köprüyü tamamlamış oluyorum.Her insanın kötü zamanları olur bu doğru ama öyle anlar gelip dayanır ki kapımıza elimizde avucumuzda bulunan her şeyimizi bizden alır götürür.ne inancımız kalır elimizde ne de tutunacak bir dalımız.İyi hoşta böyle durumlarda ne yapılmalıdır ? Yapılabilecek tek bir şey vardır o da yakınlarınızın sizi kaldığınız yerden kaldırmak ve tekrar devam edebilmeniz için size biraz inanç vermesi gerekir. Uğruna gidilebilecek ,hatta ona inanacak bir şey varsa elinize o zaman sanki bu hayat senin için yeniden başlıyorcasına heyecan  dolar. Buraya kadar her şey güzeldi peki ya yakınlarınız sizi o karanlıktan çekip almak yerine karanlığa doğru it...

Uzun Bir Aradan Sonra

Merhaba arkadaşlar. Biliyorum uzun zamandır yazamadım ama malumunuz ki üniversite sınavlarını atlatmamız gerekiyordu. Bu senede şansımızı deneyelim dedik. Hazır giriyorken hazırlıklı girelim diye çalışmak için bloğu biraz ihmal ettim. Sınavı atlattıktan sonra daha fazla ayrı kalmamak lazım diye düşündüm. Bundan sonra düzenli bir yayın serisi oluşturmaya özen göstereceğim. Bundan önceki yayınlarımda aklıma gelen konularda eleştiriler yazıyordum veya küçük öykücükler yazıyordum anlayacağınız dengesiz yayınlar olusturuyordum ama bundan sonra daha düzgün ve daha kararlı yayınlar oluşturmaya çalışacağım. Bidaha ki sefere görüşünceye kadar allahaısmarladık

İkinci Büyük Ders...

Gel zaman git zaman yüreği bedeninden büyük olan bu çocuk artık büyümüştü. Okul yaşı gelmişti ama o daha bu zaman gelmeden önce hep düşündüğü bir şey vardı. Büyük adam olacağına, kimsenin başaramayacağı işler yapacağına, o evde gördüğü boyu kadar olan ansiklopedilerde boy boy fotoğraflarının olacağına, sayfalarca hayatı ve imza attığı başarılarının anlatacağına  düşünüp dururdu. Bunlardan hiç biri olmasa bile kendisini diğer insanlardan ayıracak bir özelliğinin olacağını düşünürdü. Hatta bu özelliğinin o yaşlardan itibaren peşine düşmüş onu arıyordu. Okula başlama yaşı daha gelmemiş olmasına rağmen onu bir yaş önceden kaydettirdiler. Yaşıtları ondan küçüktü. Evet siz şimdi sorarsınız yaşıtları nasıl küçük olabilir diye. Çok basit. O çoğu yaşıtlarının yapamadıklarını yapıyor ve aynı zamanda (sınıf ) arkadaşlarından (zeka yaşı olarak )bir yaş küçük olmasına rağmen sınıfın en iyilerindendi. İlk başlarda bocalıyordu. Çok yavaş yazı yazıyor, arkadaşları ikişer ikişer , üçer üçer istenil...

Küçük Yürek...

Öyle bir yürek düşünün ki öyle boşlukta öylesine yalnız. En yakınları bile ona en uzakken içinde bulunduğu durum ona acı vermesin. Çocukça mutluluğunun ve huzurunun bozulduğu zamanlardı. Onun için hayat daha "HAYAT" kadar büyük ve acımasız değilken ilk kez göstermişti gerçek yüzünü ona(hayat). Hayattan yediği o ilk darbe sersemletmişti onu daha ne olduğunu anlayamadan arka arkaya gelecek lan darbelerden haberi yoktu. O ilk darbeden sonra düşüyordu  tertemiz yüreğini kirleten o acılar kalbinin derinliklerine. Evet derinliklerine. Çünkü o en küçük bir durumda olanları içine atıyor ve attığı yerden çıkarmamak üzere orada saklı tutuyordu. Durduk yere olanları kafasına takmıyordu üsteleyip olayların üstüne gitmiyordu yaptığı tek şey susup olanları içine atmaktı. Çünkü daha etrafında neler döndüğünü anlayamamış, doğru bildiği her şey ( arkadaşları dostları ve her şeyden önemlisi kendine dost bildiği o hayat artık o hayat değildi ) bir anada yanlışa dönmüştü . Amacı ilk darbeyi sind...